www.endometriozis.biz

Mineraller














YASAL UYARI

 
Merhaba 38.107.179.233 22.05.2012 03:11:06 
Üye girişi - Üye ol

Artık günümüzde içilebilir nitelikte mikropsuz ve temiz suya ancak geniş yerleşim birimlerinden uzak bölgelerdeki kaynaklarda rastlanmaktadır.

Su tek hücreli mikroorganizmalardan en üstün yapılı hayvan ve bitki türlerine kadar bütün canlılar için vazgeçilmez ve yeri doldurulmaz bir maddedir. İnsan vücudunun büyük bölümü sudan oluşur. Bu oran çocuklarda yüzde 75, yaşlılarda yüzde 65 dolayındadır. Ayrıca sebzeler yüzde 95, meyveler ise yüzde 80-90 oranında su içerir. Et ve balık gibi gıdalar da önemli oranda su içermektedir. Kuru halde satılan makama, un ve pirinç gibi birçok yiyecek pişirme sırasında emdiği büyük miktarda suyun vücuda girmesine katkıda bulunur. Su, mikroorganizmalarm gelişmesini, besinlerin aynşmasını sağlayan kimyasal tepkimeler için de en uygun ortamı oluşturur. Bu nedenle suyu çeşitli yöntemlerle alınmış besinler uzun süre bozulmadan saklanabilir.

VÜCUDUN SU GEREKSİNİMİ

Besinlerle alınan su miktarı, uygulanan beslenme düzenine göre günde 0,5-1,5 lt arasında değişebilir.

Vücutta süregelen yapım ve yıkım süreçleri sonucunda da bir miktar su açığa çıkar. Normal beslenen erişkin bir insanda oluşan bu tür su, günde 200-300 ml'yi bulur. Su, vücuttan böbrek, deri, akciğer yoluyla, ayrıca idrar ve dışkıyla atılır. Erişkin bir kişi günde 1-2 lt arasmda idrar çıkarır. Akciğerlerden atılan hava nemlidir. Bu yolla da günde yaklaşık 0,5 lt su yitirilir.

Su deri yoluyla iki biçimde atılır. Bunlardan birincisi buharlaşmadır ve miktarı günde yaklaşık 0,5 lt'ye ulaşır. Ikincisi, iklim ve bedensel etkinlik gibi çeşitli koşullara göre değişen terlemedir. Terleme çok olduğunda, idrarla atılan su miktarı azalır. Dışkıyla atılan su miktarı ise günde yaldaşık 150-200 ml'dir. Sağlıklı kişide her zaman alınan ve atılan su miktarları birbirine eşit, yani vücudun su bilançosu dengelidir.

Vücutta su açığı aşağıda belirtilen durumlarda görülebilir:
 
bullet

İçilebilecek su kaynakları sınırlı yada kişi su içemeyecek durumda olduğunda.

bullet

İshal ya da kusma nedeniyle aşırı ölçüde ve hızla su kaybedildiğinde.

bullet

Aşırı terleme olduğunda.

bullet

Solunum yoluyla aşırı su yitiriliyorsa. Örneğin yüksek ateş ya da astım nöbetleri gibi durumlarda akciğerlerden kaybedilen su miktarı artar.

bullet

Böbrekler su tutma yeteneğini yitirdiğinde.

Bütün bu koşullarda mukozalann kurumasıyla birlikte vücut ağırlığını azaltan aşırı sıvı kaybı ortaya çıkar.

Vücutta su fazlası ise böbreklerin az su atmasma yol açan kalp hastalıkları ile böbrek ve karaciğer hastalıklarında görülür. Bir yandan günlük idrar miktan azalırken, bir yandan da fazla su dokularda biikip ödem oluşturur.

Vücudun su gereksinimi günde 2,5-2,7 lt dolayında olan su kaybımn karşılanmasina yöneliktir. Bu gereksinim hava sıcaklığı ve nem oranı gibi ortam koşullarından, potasyum ve sodyum tuzlarını az ya da çok içeren yiyeceklerin alınması gibi beslenme biçiminden büyük ölçüde etkilenir. Doğrudan ya da başka içeceklerden alınan su miktarı, yaş, iklim ve çalışma düzenine bağlı olarak günde yarım ile birkaç litre arasında değişir.

Su gereksiniminin geri kalanı yiyeceklerden karşılanır. Besinler, gerek doğal yapılan nedeniyle, gerek hazırlanış ve pişirilişleri sırasındaki işlemler sonu İçme sularının biyolojik ve kimyasal aııalizlerİnin düzenli biçimde yapılması halk sağlığı açısından büyük önem taşır. Su kirliliğinuı en yaygın göstergesi olarak kabul edilen koli basili, su kaynağının insan dışkısıyla kirlenip kirlenmediğüıi saptamaya yarar. En yaygın türleri arasında Escherichicz coll, Enterobacter aerogenes ve Klebsiella pneumoniae sayılabilir. Koli basilleri oksijene gereksinim duymadan varlığıııı sürdürebilen, spor o1uşturmayan~ çomak biçimli bakterilerdir. Suyun bir litresin4e koli basili sayısının onu aşması, açık bir kirlilik belirtisi sayılır. Suyun biyolojik ve kimyasal analizi heııi koli baslli gibi salgıülara yol açabilecek mikroplann, hem de insan sağhğma zararlı atıkların belirlenmesini, gerekli önlemlerin zamanında ahnmasiflı sağlar. Bu nedenle kentlerde sık ve düzenli biçimde denetlenen klorlanmış şebeke suyu, şişe sularından daha güvenli görülmektedir.

DOĞADA SU

Denizler, göller ve akarsular gibi su kütleleri Yer yüzeyinin yüzde 70'ini kaplar. Yüzey suları, çevrclerindeki koşullara göre kirlcnme etkisine daha açıktır. Antılmadan kanalizasyonlardan denize dökülen atıklar geniş su kütlesi içinde seyrelek kirletici özelliklerini büyük ölçüde yitirir. Ama bu durum eskiden sanıldığı gibi sınırsız değildir. Atıklarda, deniz suyunun temizleme ve arıtma yeteneğini aşacak kadar yüksek yoğunlukta hidrokarbonlar, zehirli ağır metaller, mikroorganizmalar ve başka kirletici maddeler vardır. Bunlar deniz canlılarının yaşamını sürdürmesi için uygun olmayan zehirli bir ortam yaratır. Bazen de kentlerin kanalizasyonlarından gelen deterjanlar ve tarım alanlarından kaynaklanan gübre ve öbür organik atıklar, yüksek fosfat ve nitrat içerikleriyle denizdeki yosunlann aşırı çoğalmasına yol açabilir.

İçme suyu. Doğrudan içilebilir nitelikteki sular kayaç katmanları arasından yüzeye çıkan yeraltı sularıdır. Bazı su kaynaklarında kalsiyum, demir ya da manganez gibi metallerin çözünmüş tuzlan litrede 200 mg'nin altındadır. Bunlar yumuşak su olarak bilinir. Kaynak sularının çoğu 0,6-1 grllt kadar tuz içerir ve en uygun içme suları arasında yer alır. Litrede bir gramı aşan mineral tuzlan spya özel bir tat ve koku verir. Bunlar kaynaklarından genellikle yüksek sıcaklıkta fışkıran ve tedavi amacıyla kullanılan kaplıca sulandır. Suyun içerdiği toplam tuz miktan, sertlik derecesiyle belirlenir. Bikarbonatlann oluşturduğu ve kaynamayla kaybolan su sertliğine "geçici sertlik" denir. Kaynamayla kaybolmayan sertlik ise kalsiyum karbonat, magnezyum karbonat, sülfatlar ve klorürler gibi kimyasal maddelerden oluşarak suya "kalıcı sertlik" verir.

Suların sertliği, Fransa'da geliştirilen ve uluslararası kabul gören standarda göre ölçülür. Sertlik derecesi 5 olan suya "yumuşak" ya da "tatlı", 5-20 arasında olana "orta derecede sen", 30 derecenin üstünde olana da "sen su" denir.

Sert sular, kalsiyum birikimine neden olarak beslenmede; levhalar üzerinde sert katmanlar oluşturarak sanayide azımsanmayacak sorunlar yaratır. Aşırı sertliği gidermek için uygulanan ~yumuşatma işlemlerinde suyun içerdiği mineral tuzlan çöktürülüp süzülerek ortamdan uzaklaştırılır. Bakteriyolojik açıdan en büyük tehlike, kayaç katmanlarında bulunan yeraltı sularına kanalizasyon atıklarının karışmasıdır. Temiz suda öncelikle hiçbir hastalık yapıcı bakterinin bulunmaması ve dışkıyla su kirlenmesinin başlıca göstergesi sayılan koli basillerinin litrede 10 hücreden az olması gerekir.

Organik ya da inorganik kaynaklı bütün kirletici maddeler kimyasal yolla sudan uzaklaştınlmalıdır. Bu nedenle çevredeki sanayi kuruluşlarından gelen atıkların, kaynakları besleyen yeraltı sularına sızıp sızmadığı araştırılmalı, organik maddelerin, amonyak, ldorür, nitrat ve nitritlerin, bütün öbür kirletici maddelerin düzeyi belirlenmelidir. İçme suyunun berrak, renksiz, kokusuz olmalı ve belirli miktarlarda mineral tuzlan içermesi gerekir. En iyi su kaynağı uygun nitelikte ve öngörülen tüketimi karşılayacak miktarda olmalıdır. Bu durumda yapılacak tek iş, kaynaktan akan suyu toplama borulanyla su dağıtım şebekesine ulaştırmaktır. Yeraltı sularına, açılan kuyular aracılığıyla da ulaşılabilir. Kayaç katmanlarının kıvnmlanmadığı ve yüzeye paralel uzandığı bölgelerde açılan artezyen kuyulanndan alınan sular da hiçbir işlemden geçirilmeden kullanılabilir. Tonu bırakıcı ve organik madde içeriği yüksek olan göl ve gölet gibi yüzey sularının ise mikroptan arındırılıp içilebilir hale gelmesi için belirli işlemlerden geçirilmesi gerekir.

İÇME SUYU VE MADEN SUYU

Madensularının, daha doğrusu sağlık verici özelliği olan şifalı yeraltı sularının ilkçağdan beri kullanıldığı bilinmektedir. Çözünmüş halde mineral ve gaz içeren kaynak sulan genellikle madensuyu adı altında toplanır. Madensuyu kaynaklan, nitelikleri ve kullanım amaçlarına göre Türkiye'de "kaplıca", "ılıca", "hamam", "içme" ya da yalnızca "su" olarak adlandırılır. Sıcak madensulannın yeryüzüne çıktığı kaynağa ise kaynarca denir. Kaynarcalar sağlık ve turizm konusunda olduğu kadar ticari açıdan da önem taşır. Dünyanın pek çok yöresinde insan vücuduna yararlı olduğu sonucuna varılan ve içilmey~ elverişli nitelikte bulunan madensuları, kurulan şişeleme tesisleriyle yaygın biçimde kullanıma açılmıştır.

MADEN SULARININ ÖNEMİ

Kimyasal bileşimleri büyük bir çeşitlilik gösteren madensuları hem şifalı etkileri olduğu yolundaki inanış, hem de kentlerdeki içme suyu şebekelerinin kirlenip mikroplandığı konusundaki kuşkular nedeniyle giderek daha çok tüketilmektedir. Batı ülkelerinde, şifalı olmalarının yanı sıra güzellik ve gençlik verici özellikleri üzerinde odaklaşan yoğun reklam kampanyalarının da artan talepte büyük rolü vardır. Kuşkusuz reklamlarda vurgulanan etkiler, hekimin kesin tanısına göre tedaviye eklenmesi durumu dışında, yalnızca maden-suyuyla sağlanamaz. Ustelik "soda" adı altında satılan suların önemli bir bölümü yapay olarak üretilmektedir; yani bunlar doğal kaynak suları değil, yapay olarak karbondioksit katılmış sulardır.

   

Çinko
Potasyum ve magnezyum
Demir
Kalsiyum
Krom
Potasyum
Selenyum